İçeriği paylaş

Geleneksel Sanatlar

Geleneksel Sanatlarda Renk, Desen, Boyamacılık

Desen (Bezeme)

Bir kültür dili olan simgeler, yaşam biçimi, çevre şartlarına göre oluşan biçimsel sanatın kaynağı olmuşlardır.Halkbilim çalışmalarında çok önemli yeri olan bu sembolik biçimler, yer aldığı toplumun kimlik göstergeleridir.Simgeler çeşitli şekillerde yaşamış, değerlendirilmişlerdir.

Türkler Anadolu'ya gelişlerinde, anayurttaki gibi boy, oymak veya cemaatler halinde ki yaşantılarına devam ettirmişlerdir.Çeşitli inanmalardan sonra Müslümanlığı kabul etmiş olan Türk toplumu, bu geçişte Anadolu'da hala eski inanmaların, mitolojilerin izleri olar sembollerin, eski inançlarına dayalı anlamları kaybolan izleri, günümüzde salt süslemeye dönüşerek halk arasında hala yaşamaktadır.Süslemede temel öğe, ana tema motiftir. Anadolu'da motif; im, yanış, nakış gibi bölgelere göre değişik isimler almaktadır.

Geleneksel sanatların hemen her dalında kullanılan yere, amaca, iletilmek istenen mesaja göre; Bitkisel (ağaçlar, çiçekler, meyveler vb.), hayvansal (kuşlar, kelebek, at, yırtıcı, yılan, akrep vb.), nesneli (günlük kullanım araç - gereçleri vb.), figüratif (organlar, günlük olaylardan, kişilerden esinlenilerek vb.) bezemeler görülmektedir.

Renk - Boyama

Zanaatkarlar

Zanaat

Endüstri çağı öncesinde el işçiliğine dayanan her türden üretim için kullanılan zanaat sözcüğü, ayakkabıcılıktan taşçılığa, seramikçilikten dokumacılığa kadar her türlü etkinliği ifade etmektedir.Sanatsal etkinliklerin güzel sanatlar, zanaatlar olarak iki ana grupta değerlendirilmesi Rönesansta ortaya çıkmıştır.

Daha öncesinde hem sanatlar tek bir genel kategori içinde toplanmış bulunuyordu.20. yüzyıla kadar güzel sanatlar dışında kalan tüm beceriler "zanaat" olarak adlandırılırlar, ikinci derecede bir önem kazandılar.Böylesi bir "zanaat" anlayışının, varlığından ötürü, bugün üstün sanatsal kaliteye sahip olduğu kabul edilen, örneğin maden işleri, ahşap oymacılık, halk mimarisi ürünleri dikkate değer nitelikte görülmemiştir.

Benzer gelişmeler Türkiye'de de gözlenebilir.19. yüzyılın ortalarına değin, Türkiye'de de sanat - zanaat ayırımı gibi yapay bir bölümlendirme söz konusu değildir.Batılı anlayışta sanatın, bununla bağlantılı olarak güzel sanatlar kavramının gelişiyle birlikte, aynı tutum ortaya çıkmıştır.Bu kavram karşılığında Türkçe bir sözcük mevcut olmadığı içinde Arapça kökenli "zanaat" sözcüğü, tümüyle kuraldışı olarak türetilmiştir.

Desenli Tepme Keçe Çeşitleri ve Formları

Müzelerde Bulunan Desenli Tepme Keçe Örnekleri ile Atölyelerde Üretilen Tepme Keçelerin Çeşitleri, Formları, Renk ve Bezeme Özellikleri

Araştırma kapsamına alınan müzelerde bulunan ve atölyelerde üretilip pazarlanan tepme keçe ürünleri üzerinde yapılan inceleme ve gözlemlerden çok farklı kullanım alanlarına yönelik ürün çeşitlerinin olduğu tespit edilmiştir. Yapılan araştırmalardan müzelerde bulunan tepme keçe ürünlerinin % 11.26'sını seccade, % 4.38'ini kundak, % 3.75'ini yaygının oluşturduğu görülmektedir. Bunları gittikçe azalan değerde kepenek (% 2.5), hayvan keçesi (%1.88), çizme ve patik (%1.88), fes (%1.26), panı (%1.26), sikke (%0.62), arakiye (%0.62), kapı perdesi (%0.62) ve deve ağızlığı (%0.62) izlemektedir.

Tepme keçe atölyelerinde yapılan ve pazarlanan ürün çeşitlerine ilişkin değerlerin incelenmesinden ise; yoğunluğu yaygı çeşidinde ürünlerin oluşturduğu (% 31.26), bunu azalan değerlerle ve sırasıyla paspas, hayvan keçesi, kepenek, seccade, çizme ve patik, sikke, sedir keçesi, yelek, yolluk, heybe çeşidinde ürünlerin izlediği görülür.

Desensiz Tepme Keçe Üretimi

Tepme keçe ürünleri kullanım amacına göre desensiz de üretilebilir. Ütü keçeleri ile sanayide kullanılmak üzere üretilen keçeler desensiz keçelere ilişkin örnekler arasındadır. Bu tür keçe ürünlerin elde edilmesinden desen hazırlama işlemi dışında saçma, tepme ve pişirme işlemleri ile bitirme işlemleri aynen uygulanmaktadır.

Diğer yandan yine desensiz üretilen; üretimden sonra aplike veya işleme teknikleriyle desenlendirilen tepme keçe ürünleri de bulunmaktadır.

Aplike tekniği; tepme keçe tekniği ile oluşturulan ve renklendirilen keçe parçalarının yine keçe veya farklı materyallerden elde edilmiş (dokuma kumaşlar, deri vb.) yüzeyler üzerine desene uygun şekilde yerleştirilmesi ve dikilmesiyle elde edilen desenlendirme yöntemidir. Bu teknikle bezenen ürünler genellikle müzelerde sergilenen tepme keçe örnekleri arasında yer almaktadır.

Desensiz üretilen, daha sonra bezemesi yapılan bir başka uygulama; pamuk, yün, ipek gibi iplikler veya sim, sırma vb. madeni teller kullanılarak, suzeni, çin iğnesi, maraş işi vb. işleme teknikleri ile elde edilmektedir. Günümüz müzelerinde sıralanan su işleme teknikleri ile bezenmiş örnekler bulunmaktadır. Bu örnekler ilgili bölümde sunulmuştur.

Desenli Tepme Keçe Üretimi

Tepme keçe ürünleri desenli veya desensiz üretilmektedir. Desenli tepme keçe üretiminde desen hazırlama işlemi dışında uygulanan tüm işlemler desensiz çeşitleri ile aynı sırayı izlemektedir.

Desenli tepme keçe üretimi ön işlemler, keçeleştirme ve bitirme işlemleri olmak üzere üç aşamada tamamlanmaktadır.

Ön İşlemler

Yünün Hazırlanması

Ülkemizde koyunlar genellikle yılda Nisan, Temmuz veya Ağustos olmak üzere iki kez kırkılmaktadır. Keçe ustalarınca; keçe yapımı için ikinci yani Temmuz ve Ağustos aylarında kırkılan yünün, daha elverişli olduğu belirtilmektedir.

Kırkından önce veya kırkımdan sonra yıkanan yün elyafı keçe üreticisine temiz olarak getirilmektedir. Bu nedenle keçe yapım atölyelerine ulaşan yüne uygulanan ilk işlem, yünün kalitesi veya rengine göre ayrılmasıdır. Bu seçim veya ayrım işlemi genellikle gençler veya yaşlılar tarafından yapılmaktadır.

Renklerine ve kalitesine göre ayırma işlemi tamamlanmış yün lifleri terazi veya kantarda tartılarak ağırlığı belirlenir. Daha sonra üretimi planlanan keçenin çeşidine ve boyutlarına göre gerekli olan miktarda ayrılan elyafın atılması yani kabartılması işlemine geçilir.

Tepme Keçe Yapımında Kullanılan Araçlar

Tepme keçecilik sanatında yakın zamana kadar basit el araçları kullanılmıştır. Teknolojik gelişmelerin tepme keçecilik alanına getirdiği yenilik hallaç makinaları ile keçe tepme makinaları olmuştur.

Günümüzde tepme keçe atölyelerinde kullanılan araçlar şu şekilde sıralanabilir:

Yay ve Tokmak

Hallaç makinalarından önce yünün atılması işleminde kullanılan temel araçlardan birisidir. "Yay; Dut ağacı dalının yaş iken U biçimine yakın duruma getirilmesi ve iki ucu arasına hayvan bağırsağından yapılan ve kiriş adı verilen bir ipliğin gerilmesi ile elde edilir. Mucidinin Hallac-ı Mansur olduğu söylenilen bu aracın annep ağacından yapılmış bir de tokmağı vardır. Tokmak yaya vurulmak suretiyle yünün kabartılması (atılması) sağlanır". İnsan gücü ile kullanılan yay ve tokmak su gün yerini hallaç makinalarına bırakmasından dolayı yünün atlıması işlemi daha kısa sürede ve seri şekilde gerçekleştirilmektedir.

Kalıp

Desenli ve desensiz keçe yüzeylerin elde edilmesinde kullanılan, değişik boyutları bulunan, hasır örtülerdir.

Kalıpleş veya Kalıpgeç

Tepme Keçe Yapımında Kullanılan Hammaddeler

Tepme keçe yapımında aranan temel özellik, üretimlerinde kullanılan elyafın keçeleşme niteliğinin yüksek olmasıdır. Tekstil hammaddeleri içerisinde yün elyafı; en yüksek keçeleşme özelliğine sahip olmasından dolayı söz konusu ürünlerin yapımında tercih edilen hammaddedir.

Tekstil hammaddeleri arasında değerini eski çağlardan beri korumuş olan yün ve benzeri hayvansal lifler, ait oldukları hayvanları dış etkilerden koruyan ve üstlerini örtü halinde kaplayan birer deri ürünüdür. Üstleri yün ve kıllarla kaplanmış olan birçok hayvan ırk ve çeşidi bulunmakla beraber, yün ve kıllardan tekstilde faydalanılabilen hayvansal maddeler sınırlıdır. Bunların arasında da ekonomik değeri ve çeşit zenginliği bakımından koyunlar başta gelmektedir.

Yün tekstil endüstrisinde kullanılan en eski hammadde olmasının yanında, gerek fiziksel ve kimyasal özellikleri bakamından, gerekse fizyoloji açısından diğer liflerde bulunmayan elastikiyet, ısıyı iyi izole etme, yüksek adsorbsiyon ve az ıslanma yeteneği, yüksek mukavemet, keçeleşme gibi üstün özelliklerini de sahip bir liftir.

Keçenin Tanımı ve Keçeleşmenin Oluşumu

Tepme keçelerin temel hammaddesi deri ürünü hayvansal lif grubunda yer alan yün lifidir.

"Lifin incelik, uzunluk, dayanıklılık gibi fiziksel niteliklerden biri olan keçeleşme; merinos, kaba karışık yapağı, tiftik, deve yünü vb. deri ürünü hayvansal yani keratin yapılı liflerde görülür. Bu özellik ipekte, bitkisel, madensel ve yapma liflerde yoktur.

Keçeleşme; deri ürünü hayvansal liflerin örtü hücrelerinin birbirine çözümleyecek şekilde kenetlenmesiyle meydana gelir.

Diğer bir ifadeyle "deri ürünü hayvansal liflerin yüzey yapısından doğan ve bazı lif nitelikleriyle ilgili olarak değişik değer gösteren keçeleşme; PH, nem, ısı, basınç, hareket ve işlem süresi gibi bazı dış faktörlerden etkisi altında bulunur".

İlk keçeleşmenin nasıl oluştuğu konusunda çeşitli varsayımlara dayalı açıklamalar yapılmaktadır. Hyde (1988) "Fabric of History Wool" isimli makalesinde şapkacılar azizi olan St. Clement'ın uzun bir yolculuk sırasında sandaletlerin içine gevşek bir yün koyduğunu; nem, hareket ve sıcaklığın etkisi ile tesadüfen bulunduğunu belirtmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Tepme Keçecilik

13. yüzyıl sonlarında Eskişehir yöresinde küçük bir beylik olarak ortaya çıkan ve Asya, Avrupa, Afrika kıtalarında yayılarak bir dünya imparatorluğu durumuna gelen Osmanlı döneminde; "farklı kültürlerin sentezinden oluşan, üstün bir sanat anlayışına ulaşılmıştır. Böylece Türk Sanatında Klasik Dönem olarak bilinen dönem başlamıştır.

Selçuklular döneminde kurulan Ahilik teşkilatının; esnaf ve sanatkarlara yönelik olumlu çalışmaları; Osmanlı döneminde yerini Loncalara bırakmıştır. Loncalar, toplumsal yaşantıdaki sosyal ve ekonomik sorunların çözümlenmesinde rol oynamış ve çeşitli iş kollarında kendi gelenek ve görenekleri doğrultusunda faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Bu bakımdan debbağlar, kunduracılar, saraçlar, keçeciler gibi bir çok alanlarda uğraşı gösterenler loncalar arasında özel bir yere sahip olmuşlardır.

Nitekim bu dönemde Türk teknolojisini, toplumsal yapısını, siyasi ve ekonomik etkinliklerini ve sanatsal çalışmalarını ortaya koyması bakımından önemli bir yeri olan "Osmanlı Şenlikleri"nde çeşitli esnaf loncaları arasında keçecilere de yer verilmesi bu bilgileri tamamlamaktadır.

Anadolu Selçukluları Döneminde Tepme Keçecilik

11. yüzyıl ortalarından itibaren Anadolu'ya geçmeye başlayan Türk boyları, 1071'de Alparslan'ın Malazgirt'te Bizans ordularını yenmesinden sonra, kısa sürede Anadolu'ya egemen olmuşlardır.

Anadolu Selçuklu kültür ve sanatı Şamanizm, Maniheizm ve Budizm gibi inanç sistemlerinden İslam dinine geçişi gösteren ve maddi niteliklerden manevi niteliklere doğru değişen özelliklere sahip olması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır.

Uygurlar Döneminde Tepme Keçecilik

Çin kaynaklarında Uygurların M.Ö. Dink - ling, M.S. 4. Yüzyıldan sonra ise T'ie-le adı verdikleri boylardan geldikleri belirtilmektedir. Bugünkü Moğolistan'da Selanga nehrinin doğu kıyısında, Göktürklere bağlı olarak yaşamış olan Uygurlar; 745'de Göktürklerin yerine Uygur Devleti'ni kurmuşlardır.

Türk boyları, Çince kao-ch'e denilen, dört tekerlekli kağnıları ile, sürülerini otlattıkları yaylalar ve surlar içindeki kışlıklar arasında göç etmişlerdir. Kubbeli veya kümbetli otağlar kışın surlar içine kurulmuştur. Surlar içine, ayrıca otağa benzer, ağaçtan köşklerde yapılmıştır. Yaz geldiğinde kerekü denilen ve katlanabilen otağ, kağnıya yüklenmiş halde veya kurulmuş durumda yaylalara göç edilmiştir. Bu göçlerde kağnı ile taşınabilen otağlar yanında; çok renkli keçeden, kilimden veya işlemeli kumaşlardan yapılmış örtüler; göçebe hayata uygun kaftanlar, çakşırlar, çizmeler, börkler, kemerler, süs eşyaları, at koşumları kağnılı boyların beraberinde bulunan önemli eşyaları arasında yer almıştır.

Göktürkler Döneminde Tepme Keçecilik

Göktürkler; sanat yönünden zengin ve ileri düzeyde eserler vermiş olmalarına rağmen birçok soygun ve tahripler yüzünden zamanımıza çok az eser ulaşabilmiştir.

Tarihte ilk kez Türk adını kullanan Göktürkler'de; "Gök" adı o zamanki inanışlarına göre taptıkları "Gök Tanrı"dan gelir.

Nitekim Ögel'in belirttiği gibi "Göktürkler; mavi yani "gök rengi"ni bütün güzel duyguların, her türlü kutsallığın toplandığı renk olarak kabul etmişler, bu rengi çok sevmelerine rağmen ondan korkmuşlardır. Ancak bu korkuları saygı ile karışık olmuştur". Göktürklerin yukarıda sıralanan duygulara sahip olmaları; şüphesiz Gök Tanrı'ya inançlarından kaynaklanmıştır.

Diğer yandan Çin ve Bizans kaynaklarına göre; Göktürklerde mavi renk, semavi bir anlam taşıdığından dolayı Göktürklerin kubbeli otağları gök renginde keçelerle örtülmüştür.

Burada özellikle tepme keçe tekniği ile yapılan gök rengindeki örtüleri kutsallık sembolü olarak kullanılması; Göktürklerin keçe sanatına gösterdikleri önemi yansıtmaktadır.

Hunlar Döneminde Tepme Keçecilik

Büyük Hun devletinin, Orta Asya kavimlerini ilk defa bir bayrak altında toplaması bakımından Türk kültür tarihi içerisinde büyük bir yeri ve önemi vardır. Aslında M.Ö. Birinci Bin'de Kuzey Çin'de görülen ve Çin kaynaklarında Hiyon-nu adı ile tanınan Asya Hunları; atlı bozkır kültürü içerisinde, belirli bir anlayış, örf ve adetleri ile yaşayan, geniş orta bölgelerde Türkçe konuşan en eski Türk topluluklarındandır.

Konar-göçer yaşayış içinde bulunan bu toplulukların en önemli ihtiyaçları, barınaklar olmuştur. Keregü, kerekü ve yurd adı verilen ve bir ahşap konstürksiyondan meydana getirilen yuvarlak planlı karkasın üzerine kalın keçe örtülülerle kaplanan bu çadırlar, eski çağlardan beri Türklerin en kutsal barınağı olmuşlardır.

Türk boyları çadırlarının dışında kullandıkları keçeleri aynı zamanda çadırlarının içini döşemede de kullanmışlardır. Çok renkli bezemelerle elde edilen keçeler ve özenle dokunmuş halı ve kilimlerle döşenen çadırın orta kısmı ocak için açık bırakılmıştır. Normal büyüklükte bir yurdu kaplayan keçe örtüler, yaklaşık 300 kg. yün ile elde edilmiştir. Yurdun bir köşesinde, sıcak durması ve fermantasyonu kolaylaştırması için keçe ile sarılmış bir kımız tulumu bulundurulmuştur.

Orta Asya'dan Günümüze Tepme Keçeler

Tepme keçeciliğin tarihi gelişimine ilişkin literatür incelendiğinde, bu alana yönelik bilgilerin yeterli düzeyde olmadığı görülür. Orta Asya'dan (Hun, Göktürk ve Uygur), Anadolu'da Selçuklu ve Osmanlı Dönemi ile Cumhuriyetten sonra tepme keçecilik sanatı; Türk kültür ve sanat gelişimi içerisinde incelenmeye çalışılmıştır.

Sıkıştırma İşleri (Keçe)

Keçe; Hayvansal liflerden genellikle yünün ısı, nem, basınç altında, sabun, yağ, asit vb. yardımıyla birbirlerine kenetlenmelerini sağlayarak oluşturulan dokudur (Kaya, 1978).Türk el sanatlarının en eski tekniklerden biri olan tepme keçecilik Orta Asya'dan 11. yüzyılda batıya göç eden Türkler tarafından diğer sanatlarla birlikte Anadolu'ya gelmiş, günümüze kadar ulaşmıştır.

Türklerin günlük yaşamında önemli bir yeri olan "keçe" sözcüğü, "kidhiz / kidiz / kiz / kiiz / kiyiz" şeklinde adlar almıştır.Kullanılan bu tekniğin ilk örnekleri Uygur dönemine ait örneklerde görülmektedir.Tepme keçe veya fabrikasyon olarak üretimi yapılan keçe yapımında, koyun yünü dışında tavşan, yünü, deve yünü, tiftik, keçi kılı da kullanılmaktadır.

Yünün elle veya makinelerle atılarak, genellikle doğal yün renginin (beyaz, siyah, kahverengi) zeminde kullanıldığı, desenlerin ise sentetik boyalarla renklendirilen keçeler ile oluşturulduğu görülmektedir.Desenlerde çoğunlukla geometrik bezemelerle birlikte figürlü, doğadan stilize motifler de kullanılmaktadır.

Dokuma yapılan tezgahlar

Dokuma yapılan tezgahları kullanım biçimleri ve tiplerine göre şu şekilde sınıflandırılabilir:

a)Kirkitli Dokuma Tezgahları

Masa tezgahı, yatay tezgah (konar - göçer veya yer tezgahı; bez ayağı dokumaların yapımında kullanılmaktadır), dikey tezgah (halı dokuma tezgahı. Sarma tezgah, düz tezgah olmak üzere üç çeşidi görülmektedir).

b)Mekikli Dokuma Tezgahları

Kamçısız tezgahlar (genellikle iki pedallı, mekiğin elle atılması ile dokumalar yapılmaktadır), Kamçılı Tezgahlar (mekiğin kamçının çekilmesi ile atılarak dokuma yapılmaktadır),Çukur Tezgahlar (dokuyucunun oturduğu yer, pedalların bulunduğu kısım çukur içerisindedir), Yüksek Tezgahlar, Armürlü (sekiz gücüden yirmi dört gücüye kadar gücü gerektiren dokumalarda kullanılmaktadır) ve Jakarlı (Yirmi otuz ikiden fazla gücü gerektiren dokumalarda kullanılmaktadır) Tezgahlar.

Kirkitli Havlı Dokumalar


Halı

Pamuk, kıl, ipek, yün ipliklerin halının boyuna yan yana dizilmesinde meydana gelen çözgü iskeletinin her çift teline yün, ipek, floş iplerinin değişik tekniklerle, ilme bağlanıp, üzerine atkı ipliği kirkitle sıkıştırılmak suretiyle dokunan havlı yüzlü dokumadır.Halı imalinde atkı sayısı iki veya üçtür. Yurdumuzda genellikle iki atkı kullanımı görülmektedir.

Birkaç sıra dokuma yapıldıktan sonra ilmeler halı makası ile istenilen yükseklikte kesilmektedir.Son yıllarda desene göre havları kabartmalı olarak kesilen halılar da görülmektedir. Yaygı, örtü, yastık vb. olarak kullanılmaktadır.Halı dokumalarda genellikle iki tip düğüm görülmektedir.

1)Türk Düğümü (Gördes Düğümü - Çift Düğüm - Kapalı İlme)

Kirkitli Düz Dokumalar

El dokumalarının bir kısmında atkı ipliğini, ilmeleri sıkıştırmak amacıyla kullanılan araca "kirkit", bu aracın kullanıldığı el dokumalarına da kirkitli dokumalar denilmektedir.

Kilim Dokuma

Atkı ipliklerinin çözgü iplikleri arasından bir alt, bir üst geçirilmesi, sıkıştırılması ile çözgü ipliklerinin gizlendiği atkı yüzlü dokumadır.Kilimde, desenlerin bulunduğu belirli alanlarda, o desenin rengindeki bir atkı ipliği, başka renkteki desenin sınırına kadar gidip geri dönmektedir.Böylece ayrı renkteki atkıların çözgüler arasında gidip gelmesiyle desen oluşturmaktadır.Çok gergin atılan atkı ipi, çözgüler arasında kaldığında "çözgü yüzlü", çözgülerle atkıların eşit atılıp sıkıştırılmasıyla da "bezayağı" dokuma oluşturmaktadır.

Dokuma Tekniklerine Göre

Mekikli Dokumalar


Gücüler yardımıyla gruplar halindeki çözgüler arasında oluşturulan aralıktan, atkı ipinin mekikle geçirilmesi sonunda elde edilen düz yüzeyli dokumalardır.Çeşitli kumaş dokumaları, Siirt battaniyesi, kolanlar ve grup içinde yer almaktadır.Siirt battaniyesi düz bez ayağı dokumalardandır.Geleneksel Türk dokumaları, ev, çarşı, saray dokumaları olarak sınıflandırılabilir.Kadınlar tarafından evlere yün, ipek, keten veya pamuk kullanılarak yapılan bu dokumalar el sanatı örneklerindendir. Kumaş, çevre, peşkir, yağlık gibi çeşitlilik göstermektedir.

Kolan Dokuma

Yün, pamuk, keten, kıl ipliklerinin çözgü, atkı olarak kullanıldığı, yassı, enli kuşak bağ gibi dokumalardır.Kolan ve çarpana dokumalar gücü yerine kartların, gücü çubuğunun kullanılması, atkı ipinin mekikle geçirilmesi nedeniyle mekikli dokumalar içinde değerlendirilmektedir.Kolan dokumada yere çakılan iki çubuk arasına, dokunacak yere göre boyu ayarlanan çözgü ipleri gerilmekte, arasına gücü görevi yapan gücü çubuğu geçirilmektedir.Çubuğun döndürülmesiyle açılan çözgü aralığından atkı ipi atılıp, kılıçla sıkıştırılarak dokuma yapılmaktadır.

Dokumalar

Dokuma; atkı, çözgü ipliklerinin dikey açı yapacak şekilde, birbirinin altından, üstünden geçirilmesiyle ortaya çıkan düz yüzeyli üründür denilebilir. Dokuma tezgahlarında çözgü denilen yan yana duran ipliklerin gücü nire denilen araçlarla bir kısmının yukarı kaldırılması, diğer kısmının aşağı çekilmesi suretiyle açılan aralıktan ki bu aralığa ağızlık denir. Mekik yardımıyla atkı denilen ipliklerin geçirilmesiyle oluşturulan düz yüzeylerdir. Dokumacılık, yapım teknikleri, kullanılan araçlara göre üç grup incelenebilir.

1)Mekik Dokumalar:Kumaş Dokuma, Siirt Battaniyesi, Kolan, çarpana dokuma

2)Kirkitli Dokumalar:

A)Kirkitli Düz Dokumalar; Kilim, Cicim, Zili (sili), Sumak

B)Kirkitli Havlı dokumalar; Halı

3- Mekiksiz Dokumalar: Palaz, Kolan, çarpana (kartlı, kartsız dokumalar)

Dokusuz Dokular (Keçe)

Çoraplar

Ulusal giysilerimiz bir bütün olarak ele alındığında motif özgünlüğü, renklerin uyumuyla örgü çoraplar dikkat çekmektedir.Sanat Ansiklopedisinde, Ayağa giyilen örme libas olarak tanımlanmaktadır.Türk el sanatları içinde ayrı bir yeri, önemi olan el örgüsü çoraplar, malzemesi, anlam yüklü motifleri ile dikkat çekerken makineleşmenin başlaması ile eski önemini kaybetmiştir.

Yün, tiftik, pamuk, kıl veya ipek iplikten, tek şiş, beş şişle örülmektedir.El örgüsü çorapların en belirgin özelliğini motifleri oluşturmaktadır.Yörelere göre farklılıklar göstermekle birlikte, çorabı giyenin sosyal konumunu, medeni durumunu, çocuklarının cinsiyetini, sayısını anlamak mümkündür.

Kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk çoraplarında renklerde, motiflerde farklılık görülmektedir.Düz örgü ile beş şişle örülerek yapılan işlemeleriyle bir grubunun arttırılarak, eksiltilerek yapılan delik işi (ajur) örnekleriyle dikkat çekmektedir.

Adana ve İçel Boncuk Oyaları

El sanatları, Türk halkının duygularını, yaşadığı hayatın izlerini kolaylıkla aktardığı en önemli araçlardan biridir.Geleneksel kültürü yeni kuşaklara aktarma görevinin yanında el sanatları, bir ulusun, kültürel kişiliğinin de en önemli, canlı ve anlamlı belgeleridir.Bu bağlamda el sanatları, yaşadıkları ve üretildikleri çağa, olaylara tanıklık ederler, ekonomik faydanın yanı sıra el sanatları, iş gücünün değerlendirilmesi için yararlı bir uğraş ortamı yaratmakta; kişiyi, maddî ve mânevî açıdan eğiterek, sosyal kalkınmaya da katkıda bulunmaktadır.Genellikle toplu halde üretilen bazı geleneksel el sanatları ile dostluk, arkadaşlık, toplumsal dayanışma, paylaşma giderek artar ve anlam kazanır.

Geleneksel kültürümüzün ve el sanatlarımızın en önemli örneklerinden biri oyalardır.Oya, yapma çiçekle örgü sanatının birleşmesinden doğmuş; süslenme ve ayrıca taşıdıkları mesajlarla bir iletişim aracı olarak da kullanılan ve tekniği örgü olan bir dantel türüdür.

Kumaş Artığı Oyaları

İnce şerit şeklinde olan bu oyalar, atkı ve çözgüsü olduğu için bu ismi almaktadır.Diğer örgülerden gerek teknik ve gerekse oyaların özel biçiminden dolayı farklıdır.İsminden başka oya ile alakası olmayan dokuma oyalar ekseriye üç renkli ipliklerle işlenmektedir.

Boncuk Oyaları


Boncuk oyaları, ipek, pamuk ve sentetik ipliklerden boncuk kullanılarak yapılmaktadır.Tığ ve iğne ile yapılan oyaların uçlarına çeşitli boncukların geçirilmesi suretiyle meydana gelmektedir.İşçiliğine ve işlendikleri araçlara göre değişik adlar almaktadır.Anadolu'da en çok rastlanan ve kullanılan oya çeşididir.

1)Resim:Kelebekli, Niğde

2)Resim:Bağ Yaprağı, Konya

Mum Oyaları

Koza ve yün oyalarıyla aynı tekniktedir, motifler renkli mumlarla hazırlanmaktadır.Isıdan ve fazla el değmesinden dolayı bozuldukları için çeşitlerine ulaşılamamaktadır.Gelin başlarında en güzel örneklerine rastlanmaktadır.

Yün Oyaları

Malzemeleri genellikle yün, çok kere pamuk ipliğidir.Koza oyaları gibi oyanın bir kısmı iğne veya tığ ile örülmektedir.Yünlerden yapılmış motifler iğne veya tığ ile işlenmiş kısma dikilerek meydana getirilmektedir.Motiflere göre istenen şeklin verilmesi için zamk, kitre veya bunların yerini tutan yapıştırıcı bir madde ile ıslatılarak şekillendirilmektedir.

Koza Oyaları

Koza oyalarının malzemeleri koza parçalarıyla ipektir.Oyanın esas motifleri kozalarla yapılmaktadır, sonra da iğne veya tığ ile örülmüş kısımlara eklenmektedir.Bazen kullanılan kozalar muhtelif renklerle boyanmaktadır.İşçiliği iğne oyaları kadar zor ve zaman almaktadır.

Filkete Oyaları


Filkete oyalarının malzemesi de genellikle pamuk ipliğidir.Ancak son örneklerinin sentetik iplerden yapıldığı görülmektedir.Bir filketenin iki sapına iplikler geçirilip tığ ile orta kısmından bağlanarak işlenmektedir.Filketenin enine göre meydana gelen bu örgülerin kenarlarına tırtıl, boncuk veya pul geçirilerek yapılan örnekleri de bulunmaktadır.Dikilecek kısım ayrıca zincir çekilerek hazırlanmaktadır.

1)Resim:Ergen Bıyığı, Adana

2)Resim:Dansöz Küpesi, Afyon

Mekik Oyaları


Mekik oyalarının malzemeleri de tığ oyalarında kullanılanlarla aynıdır.Belli uzunlukta bir ipliğe, istenen motifin şekline göre mekikteki iplikler halkalanarak işlenmektedir.Yapımı iğne oyalarından daha kolay, tığ oyalarından daha zordur.Tekniği hacimli motiflerin örülmesine elverişli olmadığı için iğne ve tığ oyaları kadar çeşitleri bulunmamaktadır.

1)Resim:Kır çiçeği, Adana

2)Resim:Katmerli Papatya, Ankara

Tığ oyaları


Tığ oyalarında daha çok pamuk ipliği kullanılmakta ise de son zamanlarda sentetik ipliklerin tercih edildiği görülmektedir. Tığlarla zincirlenerek örülmektedir.İplikle bir ilmek (halka) oluşturulmakta sonra tığa sarılan iplik bu ilmeğin içinden geçirilerek çekilmektedir.

Zincirden oluşan ilmekler, sıralar biçiminde üst üste örülerek motifler oluşturulmaktadır.Bazı örneklerde ilmeklerin araları ve içi farklı sayı ve dolama çeşitleri ile boş bırakılmakta veya doldurulmaktadır.Böylece boş ilmekler ve dolu yüzeyler yanı sıra farklı atlamalar ve değişik boyutta deliklerle değişik motifler oluşturulmaktadır.

1)Resim:Çam Oya, Afyon

2)Resim:Çelenk, İstanbul