2010-2011 Çukurova Üniversitesi Özel Yetenek Giriş Sınavları Takvimi
GÜZEL SANATLAR EĞİTİMİ BÖLÜMÜ
RESİM-İŞ ÖĞRETMENLİĞİ ANABİLİM DALI
2010 – 2011 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI ÖZEL YETENEK SINAVI
ADAY ÖĞRENCİ BİLGİ FORMU
Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-İş Öğretmenliği Anabilim Dalı 2010–2011 Eğitim-Öğretim Yılı Özel Yetenek Sınavına ilişkin bilgiler aşağıdadır.
Ön Kayıt: 16–26 Ağustos 2010
a) Liseler, meslek liseleri, öğretmen liseleri ve güzel sanatlar liselerinin Grafik, Resim, Sanat (Resim), alan/kol/bölümlerinden mezun olan adayların, 2010 YGS’de herhangi bir puan türünden 200 veya daha fazla YGS puanı (YGS-P) almaları gerekir.
b) Yukarıda (a) maddesinde sözü edilen alan/kol/bölümler dışındaki bir alan/kol/bölümden başvuracak adayların 2010 YGS’de herhangi bir puan türünden 225 veya daha fazla YGS puanı (YGS-P) almaları gerekir.
ÖN KAYIT İÇİN İSTENİLEN BELGELER:
1- 2010 YGS Sınav Sonuç Belgesi’nin aslı ve fotokopisi,
2- Son altı ay içerisinde (kız adayların başı açık ve erkek adaylar sakalsız olarak) yeni çekilmiş 2 adet vesikalık fotoğraf.
2010-2011 Bilkent Üniversitesi Özel Yetenek Giriş Sınavları Takvimi
YETENEK SINAVLARI TAKVİMİ
2010-2011 eğitim öğretim yılında Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi'nin
* Grafik Tasarım,
* Güzel Sanatlar (Resim, Heykel, Seramik)
bölümlerine ÖN KAYIT ve SANAT YETENEK SINAVI ile öğrenci alınacaktır.
İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümü TM-1, Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarisi bölümü MF-4, İletişim ve Tasarım bölümü TM-2 puan türüne göre merkezi yerleştirme ile öğrenci alacaktır.
ÖN KAYIT KOŞULLARI
1. 2010 Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi (ÖSYS) Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) puan türlerinden en az birinden 180 ve üzeri puan almak,
2. Her hangi bir üniversiteden disiplin nedeni ile uzaklaştırılmış olmamak,
3. İlgili kanun ve yönetmeliklerle üniversiteye girme hakkı kısıtlanmış olmamak.
Salvador Dali Hayatı ve Eserleri
Salvador Dalí 11 Mayıs 1904'de Figueras'ın (İspanya'nın Kuzeyinde Pirienelere yakın bir kasaba) bir köyünde doğdu. 6 yaşındayken menenjitten ölen erkek kardeşinden 3 sene sonra dünyaya gelmişti. 1973 de şöyle yazacaktı:
'Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım. Beni severken hala onu seviyorlardı aslında. Belki de benden çok onu.. Babamın sevgisinin bu sınırları yaşamımın ilk günlerinde itibaren çok büyük bir yara oldu benim için.'
Ona koydukları isim; ölmüş kardeşinin ismiyle aynıydı: Salvador. Ressam bu kardeşine ikiz kadar benziyordu. Anne babasının yatak odasında Velazquez'in Çarmıhta İsa resmiyle birlikte asılı olan kardeşinin resminin yaşayan bir aynasıydı. Böylece Salvador Dalí bir küçük despota dönüştü. Ailesinin dikkatini çekmek için yaptığı histeri krizleri, teatral hareketler alışılagelmiş şeylerdi. Uzun süre, onu fetheden kızkardeşi Ana Maria'nın doğumu bile onu düzeltmeye yetmedi. Aksine zaman geçtikçe farklılığını ifade etme isteği daha dayanılmaz hale geliyordu.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Peter Paul Rubens Hayatı
Siyasi nedenlerle Almanya’ya kaçan büyük flaman hukukcu olan Jan Rubens’in oğludur. Rubens, bir alman kasabası olan Westfalene bağlı Siegen’de 1577 yılında doğmuştur. Küçüklüğü yurtdışında geçen Rubens 11 yaşında 1587’de babasının ölümünden sonra annesiyle birlikte Anvers’e döner. Ünlü Anvers “latin Okulu”nda oldukça iyi klasik eğitim alır ve birkaç dil öğrenir. Avukat olmayı rededer ve ressam olmak isteğiyle ilk öğretmenleri Tobiak Verhaecht ve Adam van Noort’dır. Fakat memnun kalmaz ve Oto van Been atölyesini daha çok beğenerek orada eğitimine başlar. Öğretmeninin ressam olarak yetişmesinde çok büyük etkisi olmuştur. Van Been uzun yıllar İtalya’da yaşamış ve italyan ustalarını tanımıştır. Öğrencisine ilk olarak büyük dekoratif resme sevgiyi aşılamış ve aynı zamanda zor sanat olan figürtatif kompozisyonu öğretmiştir.
Rubens çabuk öğrenmiş ve birkaç yıllık yoğun çalışmayla “Anvers ressamlar birliği” (gilda) ona “usta” ünvanı ve kendi atölyesini açma izni verir. Fakat Rubens para kazanma yerine eğitimine devam etmek ister.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Sandro Botticelli Hayatı ve Eserleri
Sandro Botticelli gerçek adıyla Alessandro di Mariano Filipepi genç yaşta Fra Filippo Lippi'nin yanına girerek resim, desen ve geometri ogrendi. İlk yapıtlarından olan Guc, Judith ve Holofernes'de (1472, Floransa, Uffizi Galerisinde) Lippi'nin ve Lippi'den sonra yanlarında çalıştığı Antonio Pollaiolo ve Verrocchio'nun etkileri görülür.
1470 yılında daha ilk tablolarıyla büyük ün kazandı. Özellikle Kahinlerin Tapınmasi (Uffizi) ve Madonna (Louvre Müzesi) bunlar arasında sayılabilir.
1481'de Papa Sixtus IV tarafından Roma'ya davet edildi ve Roselli, Ghirlandaio ve Perugino ile birlikte Sistina Capellasinin süslemesinde çalıştı. Burada Musa'nın yaşamını canlandıran 3 fresk ile İsa'nın Igvasi'ni yaptı. Bu eserlerinde zengin ayrıntılar görülür.
1480-1490 yıllarında, olgunluk döneminde Floransa'da Lorenzo de Medici'nin korumasında sanat çalışmalarını sürdürdü. Bu dönemde La Primavera-İlkbahar (1478), Venüs'ün Doğuşu (1484, Uffizi), Mars ve Venüs, Minerva ve Kentauros (1485, Uffizi, Floransa) gibi konusunu mitolojiden alan başyapıtlar gerçekleştirdi. Bu arada, kiliseler, dinsel dernekler icin tablo siparişleri aldı. Meryem'in Taç Giymesi (1488, Uffizi) bunlardan biridir.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Edouard Manet Hayatı
Edouard Manet Fransız ressam. Ondokuzuncu yüzyılda modern hayatı konu alan resimler yapmaya başlamış ilk ressamlardandır. Manet, gerçekçilik akımından izlenimciliğe geçişte önemli bir rol oynadı. İlk dönem başyapıtlarından Kırda Öğle Yemeği ve Olympia, kendisinden genç ressamlara esin kaynağı oldu. Daha sonraki yıllarda ise o ressamlar izlenimciliğin en önemli isimleri oldular. Günümüzde, bu iki resim, modern sanatın başlangıcı kabul edilir.
Édouard Manet, 23 Ocak 1832'de Paris'te varlıklı ve birbirine bağlı bir ailenin üyesi olarak doğdu. Annesi, Eugénie-Desirée Fournier, İsveç Prensi Charles Bernadotte'nin torunuydu. Babası, Auguste Manet ise Fransız bir yargıçtı ve oğlunun da tıpkı kendisi gibi hukuk alanında kariyer yapmasını istiyordu. Dayısı, Charles Fournier, yeğenini resim yapması konusunda teşvik etti ve sık sık Louvre'a götürdü. 1845 yılında, dayısının tavsiyesiyle, Manet çizim konusunda özel ders almaya başladı. Bu dersler sırasında ileride Güzel Sanatlar Bakanlığı yapacak olan Antonin Proust ile tanıştı. Proust-Manet dostluğu yaşamlarının sonuna kadar sürdü.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Edgar Degas Hayatı
1834 - Hilaire Germain Edgar Degas, 19 Temmuz'da, Paris'te, zengin bir Fransız-İtalyan ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Auguste Degas, Napoli ve New Orleans'da da şubeleri olan Degas Padre e Figli adlı bankacılık şirketinin Paris şubesini yönetiyordu.
1845 - Louis le Grand Lisesi'nde öğrenim gördü.
1847 - Annesi Célestine'i kaybetti.
1853 - Liseyi bitirdğinde ressam olmayı aklına koymuştu. Babası ise, aile işini devralmasını istiyordu. Bu yüzden Edgar, hukuk okuluna kaydoldu fakat zamanını Louvre'da Primitifleri kopya etmekle geçiriyordu. Kısa süre sonra okulu bıraktı ve Louis Lamothe'tan ders almaya başladı. Lamothe, hem onun becerisinin ve kararlığının hem de Rönesans resmine olan saygısının temelini oluşturdu.
1855 - Paris'teki Güzel Sanatlar Okulu'na kaydoldu ve sadece bir dönem okula devam etti. Koleksiyoner Edouard Valpinçon onu Ingres'le tanıştırdı. Ingres ona doğayı bırakıp ustalardan kopya yapmasını tavsiye etti ve çizime verdiği önemi aşıladı.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Pablo Picasso Hayatı
Doğumu 25 ekim 1881 malaga,ispanya-ölümü 8 nisan 1973 mougins,fransa.çağdaş ispanyol ressam,heykelci,özgün baskı sanatçısı, seramikçi,dekor tasarımcısı.20 yy. En büyük ve etkili sanatçılarından biri olmuştur.georges braque ile birlikte kübizm akımını kurmuştur.
Gençliği ve yetişmesi:
Bir resim öğretmeni olan jose ruiz blasco’nun oğluydu.on beş yaşında barselona’daki güzel sanatlar okulu la llotja’ya girdi.bir yıl sonra da madrid’deki san fernando kraliyet güzel sanatlar akademisine kabul edildi. Buradaki eğitim biçimselliğinden sıkılarak yeniden barselona’ya döndü. 1900’de paris’e gitti.sanatçıların yaşadığı montmartre semtinde oldukça yoksul bir yaşam sürdü;bir yandan çalıştı,bir yandan öğrendi.toulouse-lautrec’in afişlerini keşfetti ve bunlardan esinlenerek resimler yaptı.üç ay sonra ispanya’ya dönüp madrid’e gitti.orada,yaşamı kısa süren arte joven adlı bir dergi çıkardı(1910).aynı yılın yazında ikince kez paris’e gitti,yapıtlarını ambroise vollard’ın galerisinde sergileme olanağı buldu ve şair max jacob ile tanıştı.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Michelangelo Buonnarroti Hayatı ve Eserleri
Michelangelo Buonnarroti ya da Michelangelo, İtalyan Rönesansının devlerinden biri, resim ,şiir, mimari ve heykeldeki üstün yeteneğiyle tarihin dört ruhlu adam ünvanını verdiği, ünlü Davut heykelinin yaratıcısı...
Michelangelo, 6 Mart 1475'te Caprese kasabasında doğdu. Soylu bir aileden gelen babası Ludovici Bounnarroti kasabanın belediye başkanıydı. Fakat Michelangelo'nun doğduğu yıl, babasının başkanlık görevi sona erdirildi ve yoksullaşan aile Floransa'ya taşındı. Burada bir taş işçisinin karısının bakıcılığına verilen Michelangelo, yıllar sonra bunun üzerine,'' Dadımın göğsünden sütüyle birlikte keskiyi ve tokmağı da emdim.'' diyecektir.
Çocukluğunda Michelangelo'ya sıkı bir eğitim verildi, fakat çocuğun sanata olan merakı babasının engellemelerine rağmen giderek büyüdü. En sonunda 1488 yılında Ghirlandaio diye bilinen Dominico ile David Currado'nun yanına çırak olarak verilen Michelangelo, resim yeteneğiyle kısa sürede farkedildi. On üç yaşındayken bile Michelangelo, doğayı gözlemlemeden, düşlerinin doğanın gerçeğine uyup uymadığını denemeden hiçbir şeyi renklendirmezdi. Sık sık balık pazarına gider, balıkların şeklini, göz ve solungaçlarını inceler, sonra da büyük bir titizlikle resmederdi.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Vincent Van Gogh Hayatı
Vincent Van Gogh, bir papazın oğlu olarak 1853 yılında Hollanda’nın güneyinde bir köyde dünya’ya geldi. 19.yüzyılın yazgısı en trajik sanatçılarından biri olan Van Gogh, içinde sürekli bunaltılar yaşar ve hiçbir işe yaramadığına olan inancı, bir şeyler yapma, bir çıkış bulma isteğidir bunaltılarının nedeni. Acı çeker, mutsuzdur, huzursuzdur ve yalnızdır ama resimleriyle neşe ve sevinç uyandırmak istemiş, acıları sevince, hüzünleri neşeye ve yalnızlığı birlikteliğe döndürmeye çalışmıştır.
İnsanların yalnızlık, hüzün ve acı içindeki hallerinden etkilenip bunları da resimlerinde yansıtmıştır. Acı çekenlere ilgi duymuştur; içinde yaşadığı dünyada kendisini uyumsuz hisseden bütün melankolikler gibi. Mutsuz olması yalnızlığındandır. Hiçbir zaman hiçbir şeyi başaramayacağına olan inancı, kendisinden kuşku duyması, trajik yazgısı, yaşamına son vermesidir onu melankolik yapan.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Leonardo Da Vinci'nin Hayatı ve Eserleri
Leonardo da Vinci (d. 15 Nisan 1452 - ö. 2 Mayıs 1519) İtalyan Rönesans mimarı, müzisyen, anatomist, mucit, mühendis, heykeltıraş, geometrici ve ressamdır.
En tanınmış yapıtları Mona Lisa (1503 - 1507) ve Son Yemek’tir (1495 - 1497).
Rönesans sanatını doruğuna ulaştırmış, yalnız sanat yapıtlarıyla değil, çeşitli alanlardaki araştırmaları ve buluşlarıyla da tanınan, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sanatçılarından biridir.
Leonardo, genç bir noter olan Ser Piero da Vinci'nin ve muhtemelen bir çiftçi kızı olan Caterina'nın evlilik dışı çocuğu olarak İtalya'da, Floransa kentine bağlı Vinci kasabası yakınlarındaki Anchiano'da dünyaya geldi. Avrupa'daki modern isimlendirme kurallarının yerleşmesinden önce dünyaya gelmişti. Bu yüzden tam ismi, "Vincili Piero'nun oğlu Leonardo" manasına gelen "Leonardo di Ser Piero da Vinci"dir. Eserlerini "Leonardo" ya da "Io, Leonardo (Ben, Leonardo)" olarak imzalamıştır.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
2010-2011 İnönü Üniversitesi Özel Yetenek Giriş Sınavları Takvimi
2010- 2011 Eğitim-Öğretim yılı için özel yetenek sınavı ile Üniversitemiz Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü; Resim-İş Öğretmenliği ve Müzik Öğretmenliği Programlarına öğrenci alınacaktır. Kontenjanlar, başvuru ve sınav tarihleri ile ilgili özel koşullar aşağıda belirtilmiştir.

BAŞVURMA KOŞULLARI VE ADAYLARDAN İSTENECEK BELGELER
1. T.C vatandaşı olmak
2. Başvuru dilekçesi ( Kayıt esnasında verilecek)
Gravür Sanatı Nedir?
Tahta maden ya da taş üstüne şekiller veya harfler çizerek, bu motifi kâğıt üzerine basma tekniği ve sanatıdır. Tahta, gravürcünün ilk malzemesidir. Ağacın lifleri yönünde kesilerek hazırlanmış olan gravür tahtası'na ancak ana çizgileriyle çizilmiş, basit bir desen yapılabilir.
Bu az-çok pürtüklü yüzeyde, kâğıt üzerine çıkması istenen hatlar siyahla belirlenir ve çevreleri çakıyla kazınarak şeklin yüzeyden daha kabarık olması sağlanır; sonra beyaz kalan kısımlar oluklu oyma kalemi'yle kazınarak gravüre bir kabartma görünüşü verilir. Tahta üzerine yapılan bu çeşit yontma gravür Dürer'in eserleriyle doruğuna erişmiştir.

Eski İstanbul hayatından bir sahneyi canlandıran bu gravür, batılı bir gezginin eseridir. Sedirleri, sehpaları, nargileleri, duvara gömülü selsebili, sütunlu parmaklığı ile Osmanlı imparatorluğu devrinde tam bir söyleşi atmosferi...
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Mısır Heykel Sanatı Hakkında
Mısır Heykelciliği
Firavunlar dönemi Mısır’ı için, bir heykel hareketli bir varlık kadar canlıdır. İlahi bir varlık, bir kralın veya daha başka bir kişinin görüntüsü biçiminde yontulan heykel fazla değer taşırdı. Heykel, temsil ettiği kişinin canlı bir varlığıydı. Bu yüzden kimin heykeli olduğunu ve o kişinin özelliklerini heykel üzerine yazmak önemliydi. Hiyeroglifle yeterli açıklamalardan yoksun anonim bir heykel gücünü yitirirdi. Canlılığını kaybeder, madde boyutuna indirgenirdi.
Mısırlı heykelciler genelde granit veya porfir gibi sert taşlarla çalışırlardı. Tutkuyla ortaya konulan biçimlerdeki amaç, sonsuzluğa ulaşmaktı. 3 000 yıl boyunca üslup hiç değişmedi. Cepheden görüntü kuralına sıkı sıkıya bağlı kalındı. Baş, gövdenin üst bölümünün ekseninde, kollar bedene yapışık konumdaydı. Bu da kişiliklere kutsal bir boyut kazandırıyordu.
Mısır sanatı çoğu zaman bir alçak kabartma sanatı olarak karşımıza çıkar. Çıkıntılar azdır. Yılan-Kral Steli’nde olduğu gibi (M.Ö 2900’e doğru) kişiler profilden resimlenir. Bu eserdeki şahin-yılan karışımı figür, boş bir fon üzerinde en sade haliyle belirir. Tahta, seramik veya cam hamurundan yapılmış heykelciklerin yanı sıra dev heykeller de bulunmuştur. Büyük kaya parçalarına oyulmuş sfenksleri bu dev heykellerin en güzel örneğidir. Akıl almaz büyüklükte bir kayadan yontulmuş insan başlı dev aslan heykeli Gize Sfenksi (M.Ö. 2500’e doğru, Kahire yakınlarında) hem kültesellik, hem de bütünlük görüntüsü açısından değer taşır. Pençeler ise taşınıp getirilen ekleme taşlarla yapılmıştır.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Eski Mısır'da Resim Sanatı
Eski Mısır dünyasında resim sanatı ebedi, sürekli ve kutsal olanı ifade etmek için kullanılmıştır. Mısır resim sanatı örneklerinin, büyük tapınaklar ve mezar anıtları içinde yer almasının nedeni de budur. Bu çevrede en önemli uğraşlardan birini tanrıların ve ötedünya sorunlarının oluşturması, ressamların gerçekçi üslup eğilimlerinde bile bu kavramlarla uğraşmasına yol açmıştır.
Eski Mısırlılar duvar süslemesine çok düşkün bir topluluktu. Tapınaklarda ve mezar odalarında boş bırakılmış bir duvar yüzeyine hemen hemen hiç rastlanmıyordu. Duvarlar ya basık rölyef şeklinde ve üzerleri boyanmış kabartmalarla, ya bir çeşit resim dili olan hiyeroglif yazılarla ya da doğrudan resimlerle döktürülüyordu. Boyanın önemli bir tamamlayıcı öge olarak yer aldığı, çoğunlukla pek alçak rölyef tekniğinde olan ve bazen de yüzey içine oyulmuş olan kabartmaların resim sanatı içinde yer alabileceği de düşünülegelmiştir. Buna rağmen Eski Mısır resim sanatının karakteristiği olan işler, mezarların içindeki, boyalı duvar resimleridir. Bu eserlerin yer aldığı anıtlar eski Thebes şehri çevresinde; ünlü Krallar ve Kraliçeler vadi-lerindedir. Firavunların yanı sıra soylu kişilerin mezarları da aynı bölgelerde bulunmuştur.
Thebes mezarlarını süsleyen ve Eski Mısır sanatının değişmez figür stilizasyonunu gözler önüne seren bir örnektir.
Resimlerin içinde yer aldığı büyük mezar anıtları, III-VI. sülaleleri kapsayan Eski Krallık döneminde (M.Ö. 2778-2263) inşa edilmiş dört köşe planlı, tuğla ya da taştan yapılmış sağlam yapılardır. Mastaba adı verilen bu yapılar doğu yönünde uzatılarak bir kült (ibadet) odası y& da bir şapelle bütünlenmişlerdir. V. sülale döneminde mastabalara birçok odalar eklenmiştir. Bu mastabaların en tipik örnekleri eski Memphis dolaylarındaki Sakkara mezar alanındadır.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Osmanlılarda Mimari Sanatı
İnşa yani yapı sanatı. Toplumların dini, siyasî, içtimaî ve iktisadî özelliklerine göre meydana getirilen güzellik, estetik, sağlamlık ve kullanışlılığı kendinde toplayan; mesken, mabed, medrese, hamam, kervansaray, çeşme, köprü, su yolu, bend, türbe, imaret, hastahane, çarşı, bedesten, kütüphane, saray ve kabristan gibi eserlere mimarî eserler denir. Kültür, iklim ve teknik imkanlara bağlı olan mimarlık sanatı ve mimarî eserler devirden devire, milletten millete, iklimden iklime değişiklik göstermektedir. Kullanılan malzemenin cinsine ve özelliğine göre inşaatın şekli ve tatbik edilen usuller de ayrıdır.
Mimarî bir eserde tertip tarzı, büyüklük, ölçülerin birbirine nisbeti ve uygunluluğu gibi unsurlar sayesinde güzellik sağlanmaya çalışılır. Bu maksatla eserlerin ölçülerinde nisbetlerini esas alan matematikle ilgili formüller kullanılır. Mimarlıkta göz önüne alınması gereken bir husus da kullanışlılıktır. Yani yapılan eser kullanış gayesine uygun olmalı, bina içindeki sirkülasyon (hava akışı) ve akustik (ses yayılma) özellikleri iyi bir şekilde sağlanmalı, çeşitli ihtiyaçlar imkanlar nispetinde karşılanmalıdır.
Mimarlık, ihtisas sahalarına göre; dinî mimarlık (cami, mescid, kilise mimarlığı), askerî mimarlık, sivil mimarlık (mesken, sanayi, ticaret, içtimaî ve siyasî mimarlık), şehir mimarlığı ve bahçe mimarlığı gibi şubelere ayrılır.
Mimarlık tarihi insanlık tarihiyle yaşıttır. Yeryüzünde ilk mimarî eser, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’in inşa ettiği Kabe'dir. Kabe-i Muazzama’yı ikinci defa Sit peygamber , Nuh tufanından sonra da Hz. İbrahim ve oğlu İsmail yeniden inşa ettiler.
Osmanlıda Minyatür Sanatı
Batı dillerinde bir nesnenin küçük boyutlardaki örneğini belirten Minyatür sözcüğü, zamanla kitap resmi için kullanılan bir terim halini almıştır. Eski Türk kaynakları kitap resmi için Nakış Tasvir; minyatür ressamı için de Nakkaş, Musavvar gibi sözcüklere yer verirler.
8. ve 9. yüzyıla ait olan ve günümüze gelmiş Türk resim sanatının örnekleri arasında, duvar resmi ve figürlü işlemelerin yanında minyatürler de bulunmaktadır. Türklerin eski yurtları Orta Asyada, Türkistan'da yaşadıkları döneme ait olduğu düşünülen minyatür örnekleri hala Topkapı Sarayı arşivlerinde bulunmaktadır.
Fatih Sultan Mehmed döneminden, 19. yüzyıla uzanan döneme ait ise çok sayıda minyatür eser günümüze ulaşmıştır. Fatih Sultan Mehmed döneminde yapılmış birçok minyatürlü eser, Türkmen minyatürlerinin etkisini göstermektedir. Bu eserler dönemin giyim, müzik aletleri ve eğlence hayatı gibi bazı özelliklerini de yansıtırlar.
Kanuni Sultan Süleyman dönemi, Osmanlı minyatür sanatında pek çok yeniliğin denendiği bir dönemdir. Bu yenilikler arasında, tarihi olayları saptama anlayışının şehnâmecilik adıyla resmi bir görev halini alması da vardır. Bu anlayış içinde tarihi olaylar yazma olarak kayda geçirilirken, bir yandan da resimleniyordu. İmparatorluğun doğu ve batısındaki savaşlar, fetihler ve seferler, tahta geçişler, yabancı elçilerin kabulü, bayram kutlamaları gibi önemli olayların yanı sıra, bazen sultanın yalnızca tek bir seferi de ele alınabiliyordu.
Sonraki dönemlerde tarihi olayları gerçekçi bir tavırla saptama anlayışı, artık Türk minyatür sanatının değişmez bir özelliği olarak gelenek haline gelecektir.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Ebru Sanatı Nedir? Nasıl Yapılır?
Ebru kitreli su üzerine serpilen boyalarla bezenmiş kâğıt ve bunu hazırlama sanatına denir. İslâm bezeme sanatlarının hazırlanış tekniği itibariyle en cazibi ve süratli netice alınanı olan ebruculuğun menşei hakkında kesin bir hükme varmak mümkün değildir. Sekizinci asırdan itibaren Çin'de, on ikinci asırdan itibaren Japonya'da benzer teknikler kullanılarak yapılması, daha sonraki asırlarda Çağatay Türkçesi'ndeki "ebre" ismiyle Türkistan'da ortaya çıkışı, bu sanatın tarihî gelişimi hakkında az da olsa bir fikir vermektedir.
Türkistan'dan en geç on altıncı asır başlarında İpek Yolu'nu takiben İran’a geçişinde "ebrî" olarak adlandırılan bu sanatın, gerçekten bulut kümelerine benzer şekiller taşıması, buluta nispet ifade eden bu Farsça ismi doğrulamaktadır. Osmanlılarda da revaç bulan aynı isim, Türkçe'de "ebru"ya dönüşmüştür. Hatalı olmakla beraber, kaşa benzer şekiller de ihtiva ettiğinden, bu sanat Farsça'da "kaş" mânasına gelen "ebru" kelimesiyle adlandırılmıştır.
Ebruculukta kullanılan boyalar, tabiattaki renkli kaya ve topraklardan elde edildiği için "toprak boya" adıyla anılır ve suda erimediği gibi yağ da ihtiva etmezler. Bundan başka bazı tabiî boyalarla da renk zenginliği arttırılır. Boyalar dövülerek ve taş üstünde biraz su ilâvesiyle "destesenk" denilen dış bükey bir el taşı ile iyice ezilerek kullanıma hazır hâle getirilir. Ebru yapımında gerekli olan ebru teknesi, kullanılacak kâğıdın enine ve boyuna uygun ebatta ve altı santim derinliğinde, tercihen çinko veya galvanizden yapılmış, dikdörtgen şeklinde bir kaptır.
Eskiden suyun dışarıya sızmasını önlemek üzere içi ziftle kaplanmış ağaçtan yapılmış tekneler de kullanılmaktaydı. Teknenin içine konulacak suya koyuluk ve yapışkanlık vermek, böylece serpilen boyaların teknenin dibine çökmesini önlemek için kitre kullanılmaktadır. Kitre, krem renginde düzgün olmayan plâkalar veya şeritler halindedir. Bir tekne kitreli su yaklaşık altı yüz ebru kâğıdı çıkarabilir.
Osmanlılarda Çini Sanatı
Türk mimarlığında çininin bezeme düzeni içinde mimarlığa bağlı olarak kullanılışı, İran Büyük Selcukluları ile başlar. Çininin mimarlıkta yoğun biçimde kullanılması ve gelişmesi XIII.yüzyıl sonlarına rastlar.
İlk Osmanlı dönemi çinileri renk bakımından daha zengindir. Osmanlı Devleti'nin başkentlerinden biri olan İznik, çini yapımının gelişmesine büyük katkısı olmuş önemli bir merkezdir. İznik'te duvar çiniciliğinde ve keramiklerde yeni teknikler geliştirildiğinden, hızlı ve sürekli bir üretim yapılabilmiştir. XVI. yüzyılın başlarından sonra mozaik ve altın yaldızlı çiniler yerine renkli sır tekniğiyle, kare levhalar halinde üretim yapılmıştır. XVI.yüzyılın ikinci yarısında renkli sır tekniği bırakılarak tüm çiniler sıraltı tekniğiyle yapılmaya başlanılmıştır. Sarı, ve açık yeşil renkler ortadan kaybolmuş, firuze, mavi, yeşil mercan kırmızısı, açık lacivert ve beyaz renkler egemen olmuştur.
Çiniçiliğin yanı sıra gelişen keramik sanatından- koruma güçlüğünden örtülü duvar çinilerine oranla daha az sayıda önek günümüze gelmişitir. Keramik sanatında yapılarda kullanılmak üzere yapılan kandiller çerağlar, askı kürelerinin yanında kâse tabak sofra takımları ibrik ve sürühi gibi ürünler de ortaya konmuştur.
Pişmiş toprak eserler arasında Türk sanatında en geç görülen porselendir. XIX.yüzyılın ortalarında Haliç'te bir porselen fabrikası kurulmuş "Eser-i İstanbul" markalı porselenler üretilmiştir. Biçim ve desen olarak Batı etkisindeki porselenler, ithal edilenlerle rekabet edemediğinden fabrika kapanmıştır. XIX . yüzyıl sonlarında ise II. Abdülhamit tarafından Yıldız Sarayı bahçesinde kurulan Yıldız porselen Fabrikasında, çok kaliteli porselenler üretilmiştir.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Osmanlıda Kumaş ve Nakış Sanatı
Osmanlı döneminde, 15. yüzyıldan itibaren Bursa kenti, İran'dan ithal edilen ham ipeğin ticaret ve sanayi merkezi olmuştur. İpek ticareti hazineye büyük gelir sağladığı için devlet kontrolünde gelişmesi sağlanmış; 1587 tarihinden itibaren Bursa'da koza üretimine başlanmış ve kozacılık teşvik edilmiştir.
Dokumada kullanılan altın ve gümüş tel devlet simkeşhanelerinde çekilir, kumaşlar damgalanarak satışa çıkarılmasına izin verilirdi. Kıymetli madenlerin israfını önlemek için seraser, zerbaft gibi kumaşlar saraya ait tezgahlarda belli miktarda dokunmaktaydı. Dönemin modasına uygun kumaş desenleri saray nakkaşhanesinde tasarlandığından, desen ve kompozisyonlarda Osmanlı sanatının üslup bütünlüğü tekrarlanmıştır.
Bursa kenti daha çok kadife ve çatma, İstanbul ise 16.yüzyıl ikinci yarısından itibaren kemha ve seraser kumaşları ile tanınmıştır. Çatma dokunuş tekniği açısından kadifenin bir çeşididir. Genellikle zemin kadife, desen gümüş klaptanla, ya da tam tersi klaptan zemin üzerine desen kadife ile dokunmuştur. Döşemelik ve kaftan yapımında kullanılan çatma kumaşların yanı sıra, özellikle dar uçları nişli bordürlü yastık yüzleri çok revaç bulmuştur. Osmanlı Sarayı'nda değerli kumaşlar hazine eşyası olarak kullanılmış; yüksek rütbeli devlet memurlarına, yabancı hükümdar ve elçilere hediye olarak kaftan ve kumaş gönderilmiştir. Kıymetli malzemeden yapılmış başlıca kaftanlık kumaşlar kemha, seraser ve zerbafttır. Kemha'nın çözgüsü ve atkısı ipek, deseni oluşturan takviye atkıları ipek ve gümüş ya da altın klaptandır. Seraser'in çözgüsü ipek, atkısı gümüş veya altın teldir.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Osmanlılarda Hat Sanatı
Arapça'da çizgi ya da bir satır yazı anlamına gelen hat sözcüğü, bugün Arap harfleriyle yazılmış güzel el yazısı karşılığı olarak kullanılmaktadır. Hat; güzel yazi sanati olup, yazarlarina hattat denir: Kûfî, Sülüs, Nesih, Muhakkak, Reyhânî, Tevkî', Icâze, Ta'lik, Divânî, Celi, Rik'a, Ma'kili dâhil, bin kadar çesidi vardi. Halicilik, kumasçilik, dericilik, ciltçilik, kitapçilik, tezhipçilik, porselencilik, kehribarcilik, mürekkepçilik, mobilya, sandalcilik da ayri birer sanat dali olarak, her sahada eserler verildi.
Yazıya verilen değer, bütün İslam kültürlerinde hat sanatının çok üstünde durulmasına yol açmıştır. Özellikle Osmanlı kültürü içinde hat sanatı çok ilerlemiş, işlevsel görevinin yanısıra, estetik bir düzeye yükselmiş, adeta batı resim sanatındaki tabloların yerini tutar olmuştur. Gerçek bir tablo gibi çerçevelenerek duvara asılan güzel yazı örneklerinden ünlü hattatların yapıtlarına Osmanlı tarihinde çok büyük paralar ödendiği bilinmektedir. Güzel yazı, yalnız levhalarda değil, bundan başka el yazması kitaplarda, fermanlarda, diplomalarda, cami iç ve dış duvarlarında, çeşitli yapıların yazıtlarında, mezar taşlarında, pencere kapağı ya da kapı kanadı gibi mimarlık ögelerinin üstlerinde, halı bordürlerinde, kutu, vazo, tabak gibi gündelik eşyada da kullanılmıştır.
Hat sanatında yazı gelişigüzel yazılmaz, her yazı türünün kendine özgü özellikleri, inceden inceye saptanmış kuralları vardır. Tarih boyunca ünlü hat ustaları zaman zaman yazı kuralları oluşturmuşlar ve bunları saptamışlardır. Çeşitli yazı türleri birbirlerinden, harflerin büyük ya da küçük olması, biçimi, aralıkları, bazı harflerin birbirlerine bitiştirilip bitiştirilmemesi, bazı yazı işaretlerinin kullanılıp kullanılmaması gibi özellikleriyle ayrılır.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Türk Mimarisinin Özellikleri Nelerdir?
Türklerin çok değişik coğrafi koşullar, değişik kültür çevreleri içinde, uzun zaman aralığında oluşturduğu mimari eserler sözkonusu edildiğinde, Anadolu Türk Mimarisine özel bir yer ayırmak gerekir. Yakın zamana kadar, Anadolu Türk sanatı ve mimarisi konusunda araştırma yapanların büyük bir bölümü, bazı önyargılarla bu sanatı ve mimariyi İslam sanatı çerçevesi içinde sınırlı bir yere oturtuyor, oluşumunda katkısı olan öğeleri bu genel çerçeve içinde açıklamaya çalışıyorlardı. Bu tür yaklaşımların başlıca nedeni, Türk sanatı üstüne özgül araştırmaların sınırlı oluşu kadar, araştırmacıların önyargılarından da gelmekteydi. Oysa bugün aynı konuda oldukça yoğun çalışmalar yapılmakta, Türklerin sistemli bir gelişme sonucunda ortaya koydukları Anadolu Türk mimarisinin özgün karakteri açık bir biçimde belirlenerek, daha sağlam genel yargılara varılabilmektedir. Özellikle Türk araştırmacılar bir yandan ayrıntılarına kadar mimari ürünleri geniş yığınlara tanıtmaya çalışmakta, basamak niteliğindeki eserleri gün ışığına çıkarmaktadırlar. Bu tür malzemenin yanı sıra, eserlerin o ortamın siyasal, ekonomik ve sosyal yapısını da belirleyen çalışmaların sürdürülmesi sevindiricidir.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
Minyatür nedir?
Geleneksel Türk sanatlarından biri olan “minyatür”, 8. ve 9. yy’a ait olan ve Uygur merkezlerinden günümüze gelmiş olan Türk sanatı örneklerinden biridir. Nakkaşlar tarafından, kağıt, parşömen, fildişi gibi nesnelerin üzerine boya ve yaldızla süsleme şeklinde yapılır. Çok ince işlenerek ve küçük boyutlu olarak çalışılır. Ortaçağ’da Avrupa’da yazılmış olan kitaplarda baş harfler kırmızı bir renkle süslenirmiş. Bu rengi sağlayan ise “minium” isimli bir kurşun oksitmiş. Konu başlıklarını minium ile belirginleştirmeye ise “miniare” denirmiş. Minyatür ismi buradan gelmektedir. Türkler bu tarz resme “Nakış Resim” demişlerdir. Türklerin İslamiyeti kabulünden önceki devreye ait minyatürler, Uygur Prensleri ve prenseslerinden oluşurlar. Bu minyatürlerin üslupları çok zengindir.
Baskı makinesinin bulunuşuna kadar Avrupa’da çok güzel minyatürler yapıldı. Daha sonra minyatür genelde madalyonların üzerindeki portreler için kullanıldı. 17. yy’dan sonra ise genelde fildişi üzerine yapılan modeller yaygınlaştı.
İslam’da resmin yasak oluşuna rağmen, minyatür resim sayılmadığından gelişebilmiş, geleneksel bir zanaat halini alabilmiştir.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku
2009-2010 Mimar Sinan Üniversitesi Özel Yetenek Giriş Sınavları Takvimi
T.C.
MİMAR SİNAN
GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNDEN
GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ VE MİMARLIK FAKÜLTESİ
GİRİŞ YETENEK SINAVLARI
2009-2010 Öğretim Yılında Yetenek Sınavı ile öğrenci alınacak programlar ve kontenjanları:
GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ
Resim : 40 Tekstil ve Moda Tasarımı : 20
Heykel : 10 Sahne Dekorları ve Kostümü : 10
Seramik ve Cam Tasarımı : 15 Geleneksel Türk Sanatları : 30
Grafik Tasarım : 20 Fotoğraf : 10
MİMARLIK FAKÜLTESİ
İç Mimarlık : 30 Endüstri Ürünleri Tasarımı : 30
Başvuracak adayın,
a) Lise ya da dengi okuldan mezun olması,
b) ÖSYM tarafından yapılan 2009 ÖSS’den ( ÖSS SÖZ-1,ÖSS- SAY 1, ÖSS- EA 1, ÖSS Dil) en az 185 puan almış olması
gereklidir.
Ön kayıtlar, Üniversite’ nin Meclisi Mebusan Caddesi, No:24 Fındıklı’ daki Merkez binasında, 10-11-12-13-14 Ağustos 2009
tarihlerinde ve 09.30 - 12.00, 13.30 - 16.30 saatleri arasında yapılacaktır. Posta ile yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.
Ön kayıtta gerekli belgeler:
a) 2009 ÖSS sınav sonuç belgesi aslı ve fotokopisi b) Nüfus Cüzdanı Aslı ve fotokopisi
2009-2010 Dokuz Eylül Üniversitesi Özel Yetenek Giriş Sınavları Takvimi
2009-2010 Öğretim yılında Üniversitemizin bazı programlarına önkayıt-özel yetenek sınavı sistemi ile öğrenci alınacaktır.

AÇIKLAMALAR / KOŞULLAR
(*) liseler, meslek lisesi ve güzel sanatlar liselerinden mezun olanlar aynı alandaki eğitim programlarına başvuranlar için 2009 ÖSS puan türlerinden her hangi birinden en az 145 puan almaları yeterlidir.
(**)GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ
-Kurs kayıtları 06-17 Temmuz 2009 tarihlerinde yapılacak.
- Asil adayların kesin kayıtları 31 Ağustos-01 Eylül 2009 tarihlerinde, kontenjan açığı olduğu takdirde yedek kayıtları 02-18 Eylül 2009 tarihlerinde yapılacaktır.
- Ayrıntılı bilgi 0 (232) 4129008 numaralı telefondan alınabilir.
(***)BUCA EĞİTİM FAKÜLTESİ
-Sınav öncesi hazırlık kursu açılmayacağı için Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalında (1 gün) 25 Ağustos 2009 saat: 14.00’de, Müzik Eğitimi Anabilim Dalında (2 gün) 24-25 Ağustos 2009 tanıtım seminerleri düzenlenmiştir.
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Devamını oku